Erteleme neredeyse evrensel olarak bir zaman yönetimi problemi, yani organizasyon veya irade eksikliği olarak çerçevelenir. Araştırmalar ise temelde farklı bir hikaye anlatıyor: Erteleme bir zamanlama problemi değil, duygusal düzenleme problemidir.
Pychyl ve Flett'in (2012) çığır açan bir çalışması, ertelemenin öncelikle zaman yönetme yetersizliğinden değil, bir görevle ilişkili rahatsızlıktan kaçınma isteğinden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu ayrımın derin pratik etkileri vardır. Daha iyi takvimler, insanların e-postalarını açmaktan neden kaçındıklarını ele almaz. Duygusal tetikleyicileri anlamak bunu sağlar.
Yetişkinlerin %'si kendilerini kronik erteleyici olarak tanımlıyor (Ferrari vd., 2005)
Çalışanların büyük bir kısmı günde en az bir saat erteleme alışkanlığına sahip olduklarını belirtiyor
Uygulama niyetleriyle daha fazla görev takibi (Gollwitzer, 1999)
Ertelemenin en çok araştırılan tetikleyicisi başarısızlık korkusudur; yani bir görevi tamamlamanın, kişinin kendisi hakkındaki olumsuz bir inancını doğrulayacak bir sonuç doğuracağı endişesidir. Elliot ve Sheldon'ın (1997) araştırması, kaçınma motivasyonunun (başarısızlığı önlemek için hareket etme) yaklaşma motivasyonuna göre sürekli olarak daha kötü sonuçlar doğurduğunu bulmuştur. Erteleyenler genellikle, başlamamanın başlayıp başarısız olmaktan daha güvenli olduğunu öğrenmiş yüksek başarı gösteren kişilerdir.
Mükemmeliyetçilik ve erteleme arasında yakın bir ilişki vardır. Mükemmeliyetçilerin görevleri bitirememesi değil, başlayamaması söz konusudur; çünkü başlamak kusurluluğu kabul etmeyi gerektirir. Flett ve diğerlerinin (2016) araştırması, toplumsal olarak dayatılan mükemmeliyetçiliğin kronik erteleme ile en güçlü şekilde ilişkili biçim olduğunu ortaya koymaktadır.
Blunt ve Pychyl'in (2000) araştırması, görevden kaçınma derecesini (bir görevin sıkıcı, sinir bozucu veya anlamsız olarak algılanma derecesi) gecikmenin başlıca belirleyicisi olarak tanımlamıştır. Kişisel hedeflerden kopuk hissedilen görevler, son tarih baskısına bakılmaksızın sürekli olarak ertelenecektir.
"Erteleme sorun değil, bir belirtidir. Soru şu ki, sizi hangi duygudan koruyor?"
Uygulama niyetleri. Gollwitzer'in (1999) araştırması, bir görevi tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştireceğinizi belirtmenin, tamamlama oranlarını %300'e kadar artırdığını göstermiştir. Bu özgüllük, karar verme noktasını ortadan kaldırır ve başlamaya yönelik duygusal engeli azaltır.
Öz şefkat. Belki de en beklenmedik bulgu: Erteleme sonrasında kendini affetmek, gelecekteki erteleme olasılığını azaltıyor. Neff (2011), gecikmeye yönelik öz eleştirel tepkilerin, kaçınmayı sürdüren utanç döngüleri yarattığını bulmuştur. Kendinize bir meslektaşınıza göstereceğiniz şefkati göstermek sadece nazik bir davranış değil, aynı zamanda mevcut en etkili iyileşme stratejisidir.
BD SELECT'in psikometrik değerlendirmeleri, ekibinizin baskı altında nasıl performans göstereceğini belirleyen motivasyon profillerini ve stres tepkilerini ortaya çıkarır.
Değerlendirmeleri Keşfedin →İster daha akıllıca personel alımı yapmanız, ister liderlik kadronuzu geliştirmeniz veya takım dinamiklerinizi anlamanız gereksin, size yardımcı olmaya hazırız.